Pazar, Kasım 16, 2014

Karadut...

Yine köşesindeyiz
Aklın ve kalbin

Ardı sıra karadut ağaçlarının
Sevdiğimiz renk renk evlerin
              ve tezat sessiz balkonların
              Altından geçiyoruz

Şimdi sen bana
Tütün sarıyorsun alelacele


Yine tam da saatindeyiz
Gitmenin ya da kalmanın
Devam ediyorsun kararsızca yürümeye
              ve bakışların pay biçiyor dilsizliğimize
              Benim ve karadut ağaçlarının

Uğuldayan bir küfür gibi
Geçiyor yanımızdan rüzgar


Bak yine ortasındayız
Olmanın ya da olmamanın
Her adımımızda tekrar tekrar
              Öpüşmelerimizi hesaplıyoruz gizlice
              Daha cesurca gözleri önünde karadut ağaçlarının

ve yağmur değiyor boynuna
Gömleğin daha dürüst vücuduna karşı
Ceketimi veriyorum
              Zira hala bir yerlerdeyiz
              Nefeslerimiz karışık

Cuma, Eylül 26, 2014

Gecemin Kuytuları...

Bazı sabahlar olur, güneş bile uyanmaz.
       Bazı geceler olur, yıldızlar, sus pus.
              Yazdığım, söylediğim şarkılar bir sigarayla penceremde,
       Soluk tenli bir heyecan kıvranır kalbimde.
Umudunu yitirmiş kuşlar uğrar pervazlarıma,
                                                                         ve dertleşiriz karşılıklı,
                                                         Onların hazan dolu sesi
                                           Benim, yadsınamaz uğuntum...

Uykusuz sıyrılırım sayısız düğümlerimden.
       Zor gelir katlanması.
              Sarının tonları dolar odamın duvarlarına,
              Gecelerden sıyrılır, gündüzlere dolarım.
       Son kalan uykusuzluğumu da bölüşürüm,
Aksime yanan, son kalan, sigarayla.

                                                              Geçmiş sevgilerimizi paylaşırız,
                                                       Yarısını anıların, yarısını su dolduran.
                                                Ve yasını tutamadığım.
                                         Kiminin eline sek yakışır
                                  Sevgimizi paylaşırız
                                         Yarısı "dolu" bardaklarımızda.

Gece düşerim yalnızlıklara.
       Sıyrılır bütün umutlardan kaygılarım.
              Tekrar ve tekrar...
                     Tekrarlarım,
              Zamanın durmaya yaklaştığı fakat,
       Durmadığını anlayacağın kadar süründüğünü.
Hiç bitmeyecek şafak vakitlerinin,
              sevişirken ne hızlı geçtiğini
                               ve bu ufukta artık martı uçmayacağını.

               Gecenin çıplak vücudunun tenhalarında dolaşırım
       Taze demlenmiş hüzünlerin buharı vurur
Ben kuytularıma karışırım.

Perşembe, Mayıs 22, 2014

Bil Diye Söylüyorum...

Sabahları hala soğuk oluyor bu ıssız oda
Bil diye söylüyorum.

Baharın sonu, hala Şubatta okunuyor sabah ezanı
Uyuyamıyorum işte, bir bıçak var beynimde.
Bil diye söylüyorum.

Bir de o bıçağın sahibi sen...
Ne işim var deme şimdi aklının kuytularında
Yalnızlığa sabah ezanı süsü veriyorsun ya...
Bil diye söylüyorum sadece.
Uyku uğramıyor artık.

Bilirsin diye yazmıyorum sana
Sabahları hala soğuk oluyor.
Pencerem de açık.
Mayısın havası örtüyor üzerimi yatağımda,
Uzanıyorum sigaraya, çok içme derdin ya bana...
Neyse ki bitmiş sigaram.
Bil diye söylüyorum.

Sana karşı bi hükmüm, bi cürmüm var da sanki,
Aklıma takılıyorsun kusura bakma.
Sen bil diye değil
Öylesine yazıyorum bu sefer.
Uyku uğramadı da yine
Ufak bi meselem vardı,
Bıçağın sahibiyle...

Cumartesi, Mart 08, 2014

O Sabah...

Hatırlıyorum o sabahı.
Elbiselerimiz sevişiyordu yerlerde,
Tek başıma sığamadığım yatak büyük geliyordu senden uzaklaşınca.
Uyurken sırrım oluyordun benim, uyanınca herkesin
                                                  ve daha intihar kuşanmıştı gözlerin
Yaklaşan sonbaharın renklerine uyumlu olsun diye.

İnci çiçekleri, yenilgiyi kabullenerek eğmiş boyunlarını masada
İzmaritlerden kaçak kat çıktığımız kül tablasına bakıyorlar.
Güneşin nefesi şehvetli bir dansa tutuşmuş saçlarınla ayak üstü
                                                Senle ben tam tersine bir savaş hali.

Hafif bir rüzgarla karışık körfez kokusu geliyor boynundan.
Ahhh yine karıştı aklımın odaları,
                       Beni öp de yardım et, dağınık kalmasın hatıralarım...


Cuma, Şubat 07, 2014

Tanrıya Saygılarla...


Kaderimin boktanlığı, alnımdaki imla hatalarından kaynaklanıyor sanırım dostum
    Ve artık zaman, hiç göremediğim dedemin köstekli saati hayalimdeki.
        Gerçekten var olsa bile iyileştiremiyor bazı şeyleri.


Babamın ağzında küfür çocukluğum, parçalıyor her konuştuğunda masumluğumu
    Ya diyorum torunların da hayal ederse senin köstekli saatini?
        Vaz geçiyorum dostum, inanmıyorum tanrıya...
            İnanamıyorum çünkü tek dua ettiğim şeyi aldı elimden.
        Küçük bir çocuk tanrı biliyorum,
Çünkü bende çocukken kıskanıp alırdım başkasının elinde ne görsem.


Dönüşü yok dostum biliyorum, günümüzde kısalan mesafeler saniyelerle ölçülürken
    Benim asırlar var aramda O'nunla...
        Ve artık biliyorsun,
Sen okurken bunları, O artık çok uzaklarda...

Pazartesi, Ocak 27, 2014

Yol

Kaç zaman oldu tam hatırlayamıyorum sorduklarında.
Takvim solup solup, kaç kez eğdi yapraklarını?
                 Yollarda ki şeritler kalırken ardımda usul usul,
                 Çevirip başımı bakıyorum,
Bakıyorum geçmişimin kasabalarına.
Belki hesaplar diye uyuşturulmuş beynim.
                 Hepsi bomboş artık,
                 Hepsi gömülmüş denizimin derinlerine,
Başka insanlar koşuyor artık yanımda, başka bakıyor herkes.
Sanırım ilk kaybettiğimiz kasaba olmuş çocukluğumuzun masumiyeti !
                 Yol bizi tokatladıkça ben erkek olmuşum dostum.
                 Küfürbaz, sakin bir ege erkeği.
Sen ise harabe, geri kalan paralı asker olmuş,
Hepsi camına kiralık yazılmış daireler kadar, bizim.
                 Aynı aşklarımız gibi...

Cuma, Ocak 24, 2014

Aydınlıktan Karanlığa..

  Hatırlıyordu o sabahı Ninuella, yine kaçmışlardı tek aşkı Helianla görevlerinden, yine her zamanki izbe, rutubet ve aşk kokan odalarında buluşmuşlardı hazzı, ölümlülerin giydiği ve zaten hiç sevemediği elbiseleri

                                                                sevişiyordu yerlerde. 

  Bazen ne kadar büyük olduğuna bile şaşırırdı, fakat o sabah küçücük yatakta kayboluyordu boşluklarda. Helian'la bu kadar uzaklaş mıydı bir birlerinden diye soruyordu kollarını göğsünde birleştirirken. Sebebini de biliyordu aslında ve tek çare geldi aklına.

  Ninuella daha saftı Helian'a göre, alevin aksine ışıktan yaratılmıştı sonuçta.Onun özgürlüğüne nasıl zincirler vurabilirdi? Nasıl takabilirdi siyah kanatlarına prangaları? Onun da uyuyup uyuyamadığını bilmiyordu

                             - ki uyumuyordu Helian, korkusundan açamıyordu gözlerini - 

yine de derin bir nefes çekip bozdu sessizliği, " Uyumuyorsun biliyorum aşkım, beni dinle sadece zaten hiç konuşma. " dedi.

  Helian sonunda bu anın geleceğini biliyordu en başından itibaren. Nasıl bir çare bulmalıydı bu doğacak soruna diye düşünürken Ninuella devam ediyordu.

  -Artık tükendim aşkım saklı bir hayat yaşamaktan, kaçalım bir şekilde, yeni bir hayat kurmak ne kadar zor olabilir ki birlikteyken ? Şu anımızın yasak olması kötü olduğu anlamına mı gelir? Helian aşkım, yasakta olsan benimsin ve seninim bende. Sen yeni olan her şeyden korkarsın ama yeni olan kötü olacak diye bir şey yok sevgilim. Bırakalım görevlerimizi ve gidelim buralardan.

                                                - küçük sessizlikten daha sonra -
  -Helian? dedi Ninuella.

  Helian kendini hiç bu kadar çaresiz hissetmemişti. Neden birden böyle bir şey söylemişti? Halbuki çok seviyordu buraları ve gerçek evini. Neden istemişti kaçak hayatını? Döndü tek aşkına doğru yavaşça, fakat donuk bakıyordu Ninuella'nın beklentili bakışlarına karşılık. "Bunu daha uygun bir zamanda konuşmalıyız ışığım" diyebildi sadece. Hızlı hızlı giyinmeye başladı. Elleri dolanıyordu birbirlerine heyecandan.
                                       "Lanet olası fani kıyafetleri" dedi içinden.
   Bir kaç parçasını giymeden eline alarak kıyafetlerini, sadece elini sallayarak Ninuelaya çıktı kapıdan aniden. Şok olmuştu Ninuella, olduğu yere çivilenmişti sadece.
                             Her ayrıldıklarında ki öpücüğü vermeyi bile unutmuştu Helian.

  Ninuella acı bir gülümsemeyle başı yere eğik bir şekilde gömleğinin düğmelerini iliklerken yatağın ortasında, iki damla düştü çıplak bacaklarına.
Hep "Fani bedenin kötü tarafları" dediği şeyin ne kadar rahatlattığına inanamıyordu. Gerçek bedeninde ağlayamazdı. Saatlerce hıçkırıklarını kesemedi. Biliyordu Helian'ın izlediğini,
                                                                                                                                               biliyordu...
  Saatler sonra kapının altından bir kağıt parçası süzüldü. Ninuella dehşete düşmüş bir şekilde kağıda baktı ve ağır tedirgin adımlarla ilerlerken, kimin gönderebileceğini düşünüyordu. Kimse burda olduğunu bilemezdi ki! Tabi, sadece bir kişi dışında... Hızla aldı ikiye katlanmış kağıdı yerden, 'Ninuella' yazıyordu ve bu el yazısını da tanıyordu lanet olsun ki. Açtı ve okumaya başladı mektubu. "Papatyam" diye başlıyordu mektup, bir birlerine fani varlıkların isimlerini koyarlardı, hiç de sevmezdi bunu aslında Ninuella,
                                                                       bir ömür biçmiş gibi hissederdi bu sözcüklerin onlara...

- Papatyam, Işığım, benim tatlı meleğim... Ninuellam...
Sana hayır demek istemezdim fakat Karanlığın ve ateşin kainatına aitim. Sana hiç söyleyemedim ama sen benim tek huzur kaynağımdın. Hayatımdaki bütün keşkeler yerine tek 'iyi ki'mdim. Aşkım ayrılıyor artık hayatlarımız, ayrılıyor yollarımız ve kanatlarımız.
                                          Daha iyi olmak isterdim, sana layık olmak. Affet beni Ninuellam, affet...

  Ninuella dizlerindeki gücün tükendiğini hissetti... Aklının ucundan geçmiyordu bu cevap. Bu nasıl olabilirdi? Nasıl verebilirdi bu cevabı? Bir birlerine en başında söz vermişken nasıl bırakabilirdi Helian, nasıl?

  Aşkın verdiği sıcaklık yerini buz gibi bir duyguya bırakmıştı, şimdiye kadar hiç hissetmediği Ninuella'nın. Huzur bahçeleri alt üst olmuştu açıklayamıyordu bu duyguyu. Kaşları çatılmıştı istemsiz, gözlerini sildikçe daha da akıyordu yaşlar, sinirden...
                                                                                                                                    Açtı kanatlarını...
Devam edecekti kaldığı yerden biliyordu. Biliyordu duyguların onu öldüremeyeceğini ama çok acıtıyordu. Savurdu yukarıdan aşağı kanatlarını, yükseldi yerden, daha hızlı bir kez daha.. Bir kez daha...
Aşağıya baktı son kez, son kez baktı yataklarına. Karanlıklar altında kalıyordu ayaklarının. Bu soğuk duyguyu o an açıklayabildi,
                                                                                                                      nefret ediyordu Heliandan.
Tek isteği vardı bütün kainattan artık, Helian'ın asla mutlu olamaması.

  Ahh Helian... seninde bir şeylerin kopmuştur umarım içinde... sende benim gibi gömül karanlıklara. öyle bir kaybol ki kendi kendine, öyle bir yarım kal ki... Tanrın bile bulamasın seni, kurtaramasın. her geçen saniye biraz daha kaybet parçalarını, biraz daha öl. parçalarını elinde tutmaya çalıştıkça yansın için. ama en önemlisi sonsuz olduğunu gör... bunun hiç bitmeyeceğini gör... bir parçamı bıraktım artık ve eksik gidiyorum buradan, sende öyle bir zamanda eksik kal ki ölebilmek için dua et.Helian, karanlık aşkım... kendini harcanmış, kandırılmış gibi hisset bana hissettirdiğin gibi...bütün yok saydığın emekler, o bütün anılar... asla bırakmayacak peşini, asla... artık her anımda tek bir dileğim var aşkım, Tanrı seni en büyük karanlıklarda yapayalnız, kimsesiz bıraksın, biçare...

Salı, Ocak 14, 2014

Daha erken...

Saat daha erken, akrep yelkovanla sevişiyor beş ile altı arasında ve gülümsüyorum,
Onlar bile kavuşuyor…
Hatırlamaya çalışıyorum, evet şeftali tonuydu dudakların, aynı tadı gibi.

Duvarları dinliyorum , inildiyorlar, sanki konuşmasalar anlayamayacağım yalnızlığımı.
Sigaramın dumanı beyaz bir şal gibi süzülerek odamda, omuzlarımı örtüyor.
Sanırım bu zehir bile senden çok düşünüyor beni.

Hop dur, daha erken dedim ya! 
                                                      Daha bitmedi sevişmeleri yuvarlak yataklarındaki.

Gün ışığı vurmaya başlıyor odamın zeminine ve ben kendi raylarımı parçalıyorum
Parçalıyorum ki çıkayım demleme hüzün kokan yoldan.
Vagonlarım devriliyor ardı sıra, yolcularım savruluyor 
                                              Ben kendi cinayetimi işliyorum her gece şu dakikalarda.

Gerçeğin soğukluğunu bilsem dahi hikayemin, kaza süsü veriyorum sorduklarında.

Bak bitiyor artık dakikalık buluşmaları, yinede bizden çok görüşüyorlar sayı aralarında.

Karar Zamanı

Artık bir karar vermen gerek, karar vermem gerek.
Avcunun içine baktığımda dudak izimi görmek istiyor musun hala?
Konuşurken çok öpüşmek isteyince çaktırmadan dudağına dokunmayı peki?
Peki istemediğin bir şey olduğunda sadece bana

                                                                                                                 "Ağlamış gibi yapmayı" ?

Zaten odada yapayalnızken kulaklarımıza doğru eğilip sessizce sevdiğimizi söylememizi?
Seninle evlerimize dönecekken kaçırdığımız otobüsün hayatımdaki tek

                                                             "Hay Allah!" yerine "olsun 10dk daha seninleyim" olduğunu?

O zaman beni bırakmayacaksın arkadaş,
çok canın sıkılsada, ben yanındayken nefes bile almakta zorlansan da

                                                                                                                            bırakmayacaksın..

Seviyorum çünkü lan ben, sende seviyorsun...
O vakit, bırakmayacaksın beni, benim seni bırakmadığım gibi..

                                                                                                                                      Tamam mı?